Söylemeli miyim Söylememeli miyim? İşte 2 uzman görüşü

Share

timthumbMerhaba,

Evlat edinmenin en tabu, en korkulan, en gözde büyütülen konusu bence,  Söylemeli miyim ? Nasıl söyleyeceğim ? Ne zaman söyleyeceğim?

Geçenlerde bir uzman görüşü aldım bu konuda. İçimden geçenleri , aklımdakileri ondan da duyunca çok rahatladım. Üstelik biz konuşurken Yonca da bizi dinledi.
Yani en büyük ilk adımı onun yanında attık, aslında bir nevi söyledik mi ne ?? 🙂

Ben hep doğal olmak taraftarıyım biliyorsunuz. Her fırsatta ufak ufak hazırlıyorum onu. Uzmanımız da 6 yaşını beklemeden söyleyebileceğimizi söyledi. Buket Hanım, okuyor musunuz ? 🙂

Ben de öyle hissediyorum zaten , sanırım 4-4,5 yaş arası bu konu kapanmış olacak.

Benim konuya bakışım böyle, bence kesinlikle söylenmeli, aksi düşünülemez bile , ama uzmanlar ne diyor diyorsanız bu konuda iki yazı buldum. Buyurun okuyun lüften.

Sevgiler.

Evlat Edinilmiş Çocuk Ve Eğitimi
10/09/2013 11:41 0
Prof. Dr. Norma Razon
Eğitim Danışmanı – Pedagog
Evlat edinme, çok eskilere dayanan, günümüzde de giderek ilgi gören bir olgudur. Bu olgu sayesinde, çocuk sahibi olamayan aileler bir çocuk yetiştirme mutluluğuna erişmekte, kimsesiz bir çocuk da sıcak bir aile ortamında yaşama şansına sahip olmaktadır. Son günlerde izlenen televizyon dizileri, bazı konuları gündeme getirmiştir. Bunlardan biri de evlat edinme konusudur.
Filmlerde, zaman zaman evlat edinilmiş çocukların yaşam öykülerini izleyen küçükler, annelerine soru sorarak meraklarını belirtmekteler. ” Anne beni sen mi doğurdun? Sana da babama da benzemiyorum, beni bir yerden mi aldınız? Asıl annem babam siz misiniz? Evlat edinilmiş olsaydım beni sever miydiniz ?” gibi sorularla endişelerini dile getirmekteler.
Bu sorular karşısında bazı anne babalar ilgisiz kalmakta, bazıları şaşırmakta, evlat edinilmiş bir çocuğa sahip olanlar ise endişelenmektedirler. Hele çocuklarına gerçeği söylememiş olanlar, huzursuz olmaktadırlar. Bu huzursuzluğu gidermenin tek yolu, çocuğuna, gerçeği uygun zamanda, uygun bir dille açıklamaktır. Bazı aileler gerçeği, çocuktan gizlemenin yararlı olduğuna inandıklarından, bu sırrı saklamayı tercih etmekte, çocuğun bunu bir başkasından öğrenebileceği olasılığını göz ardı etmektedirler. Çocuklarının bu durumu beklenmedik bir anda, beklenmedik birinden öğrenebileceğini, bundan olumsuz şekilde etkilenebileceğini, hatta duygusal bir şok yaşayabileceğini düşünmemektedirler. Bu duygusal şokun, çocukta yaratabileceği olumsuzlukların, gerçeği ana-babadan öğrenmekten çok daha sakıncalı olacağını tahmin edememektedirler.
Evlat edinme, eskiden gizlenen, konuşulmayan, son günlerde ise giderek daha çok düşünülen, daha çok tartışılan bir olgudur. Bu olgu sayesinde çocuk sahibi olamayanlar, çocuk özlemlerini giderebilmekte, anne-baba olmanın sevincini yaşamaktalar. Ailesi tarafından terk edilmiş veya kurumda büyüyen bir çocuk da sıcak bir yuva kazanmakta, bir aile ortamı içinde yaşama şansına ulaşmaktadır.
Evlat edinme olgusunun, farklı ülkelerde, farklı yasalarla belirlendiği, evlat edinme koşullarının da yasalarla saptandığı bilinmektedir. Burada konu ile ilgili yasalara değinilmeyecek, sadece evlat edinilen çocuğun eğitimi üzerinde durulacaktır. Evlat edinmek isteyen her ailenin, bu isteğini anında yerine getiremediği, bu isteğini gerçekleştirmek için uzun yıllar beklemek zorunda kaldığı, bazen görevli sosyal hizmet uzmanının aradığı koşulları bulamaması nedeniyle bir süre engellendiği görülmektedir. Ailenin sadece parasal olanaklara sahip olması yeterli olmamakta, zihinsel, eğitsel, duygusal ve sosyal düzey ile ahlak yönünde belli niteliklere sahip olması istenmektedir. Uygun bulunan aileler, çocuğun en iyi şekilde yetişmesine fırsat yaratacaklarına inanılan ailelerdir.
Genelde çocuk sahibi olamayan ana-babalar, evlat edinmeye karar vermeden önce, uzun bir tereddüt devresi yaşamış, endişe ve karamsarlık dönemi atlatmışlardır. Bunlar, çocuk sahibi olabilmek için uzun süre beklemiş veya mücadele etmiş ana-babalardır. Uzun araştırmalardan, tıbbi ve psikolojik tedavilerden, büyük hayal kırıklıklarından sonra bu karara varmışlardır. Dünyaya bir çocuk getiremeyeceklerine inandıktan sonra, sevmek, eğitmek, yetiştirmek için bir çocuğu evlat edinmeye karar vermişlerdir. Bu kararı verinceye kadar aralarında uzun süre tartışmışlar, yakın çevre tarafından suçlanma, anlaşılamama gibi tepkilerle karşılaşmışlar, tereddüt ve endişe içinde bocalamışlardır. Bocalamalarının nedeni, şüphesiz evlat edinecekleri çocuğun geçmişinin bilinmemesinin yarattığı endişedir.
“Bu çocuk nereden gelmiştir? Anası, babası kimdir? Annesinin ve babasının sağlık durumu, zihinsel ve bedensel özellikleri nelerdir? Çocuk hangi koşullarda yaşamıştır? Ne tür etkiler altında kalmıştır?” türünden sorular evlat edinmek isteyen ailelerin kafasını kurcalayan, uykularını kaçıran sorulardır. Bu ailelerin bir kısmı evlat edinme yoluyla bir çocuğa kavuştuğu anda bu soruları unutmakta, bu sorulara cevap aramaktan vazgeçmektedir, bir kısmı da bu soruların cevapsız kalmasından ötürü yaşam boyu huzursuzluk duymaktadır. Çocuklarının geçmişi hakkında bilgi sahibi olamamanın yarattığı huzursuzluk, aileleri sürekli tedirgin etmekte, çocuktaki en küçük sorunu büyütmelerine yol açmakta, çocuğun en ufak hatasını hoşgörü ile karşılayamamalarına neden olmaktadır. Bu aileler herhangi bir sorunla karşılaştıklarında, soruna süratle çözüm aramak yerine paniğe kapılmakta, kendilerini suçlamakta, ya da çocuğun biyolojik ailesini bundan sorumlu tutmaktadırlar.
Evlat edinen aile, çocukta istemediği ve beklemediği bazı özelliklerin bulunabileceğini kabullenmeli, çocuktaki olumlu yönleri keşfedip geliştirmeli, olumsuz yönleri de uygun bir eğitimle giderebileceğini veya hafifletebileceğini bilmelidir. Aile, çocuğun kalıtsal özellikleri hakkında taşıdığı endişeyi yenebilmeli, bu endişesini çocuğa yansıtmamalıdır. Bu çocuğun, idealindeki modele uymayabileceğini kabul etmeli, çocuğu tanıyarak eğitmelidir.
Çocuğa evlat edinilmiş bir çocuk olduğunu söylemeli midir? Söylenmeli ise, gerçek, çocuğa kimin tarafından, ne zaman ve nasıl söylenmelidir? Uzmanlar, gerçeğin çocuğa mutlaka söylenmesi gerektiği konusunda görüş birliğindedirler. Bu gerçeği söylemek için en uygun zamanın da, okul öncesi dönem olduğu hususunda aynı düşüncededirler. Gerçek, çocuğa, mümkün olduğu kadar küçük yaşta, evlat edinen anne veya baba tarafından, sade bir dille söylenmelidir. Çocuğun bunu derhal anlaması beklenmemeli, gerekirse açıklamalar tekrarlanmalıdır. Bu açıklamalar sırasında olay abartılmamalı, olaya aşırı bir duygusallık katılmamalı, çocuğa doğal bir şekilde davranmaya özen gösterilmelidir.
Çoğunlukla açıklamalar anne tarafından yapıldığından, çocuk annesinin öz olmadığını, ancak babasının öz olduğunu düşünebilir. Çocuk bu konuda da aydınlatılmalı, annesinin de babasının da öz olmadığı kendisine söylenmelidir. Bu arada çocuğa aile kavramı kazandırılmalı, bir çocuğun gerçek ailesinin, onu büyüten eğiten, yetiştiren, ihtiyaçlarını karşılayan, ona ilgi ve sevgi veren ana baba olduğu anlatılmalıdır.
Anne veya baba, gerçeği çocuğa söylerken, bir çocuk dünyaya getiremediklerini, ancak çocuk sahibi olmak istedikleri için onu seçtiklerini açıklamalıdır. Anne ” Kuruma gittiğimizde birçok çocuk arasında bana gülen sen oldun,… bana doğru gelen sen oldun,… Kucağıma gelen sen oldun” veya ” Seni görür görmez sana yaklaştım, seni sevdim, çünkü bana güldün, sen beni seçtin, ben de seni seçtim, biz birbirimizi sevdik, biz birbirimizi seçtik,” şeklinde bir açıklama yaparak, bu seçimin karşılıklı bir seçim olduğunu vurgulamalıdır. Batılı uzmanlar, ‘karşılıklı seçim kavramı’nın çok sağlıklı bir açıklama olduğunu ve çocuğun gerçeği kavramasını kolaylaştırdığını iddia ederler.
Çocuk, evlat edinilmiş bir çocuk olduğunu öğrendikten sonra, günün birinde onu dünyaya getiren anne ve babanın kim olduğunu, hayatta olup olmadıklarını, neden terk edildiğini, onu nerede bulduklarını, bu ailenin bir bireyi olmadan önce nerede ve nasıl olduğunu sorabilir. Bu sorulara verilen cevaplar gerçeğe uygun olmalı, çocuğun yaşına ve olgunluk düzeyine hitap etmeli, anne ile babanın cevapları arasında tutarlılık olmalıdır. Çocuğun kafasında cevapsız soru bırakılmamalı, içinde hiçbir kuşku kalmamalıdır. Çocuğun sevgisini kazanmak için, öz anne baba kötülenmemelidir. Hayatta oldukları takdirde, her an ortaya çıkabilecekleri göz önüne alınarak öldükleri söylenmemelidir. Çocuğun aileye girmesiyle yaşanan mutluluk vurgulanmalı, birlikte geçen güzel günlerin anısı çocukla paylaşılmalıdır.
Çocuğa gerçeği anlatmak cesaret gerektirir. Bazı anne – babalar gerçeği söyleme işini geciktirirler. Çocuğun anlayacak olgunlukta olmadığını ileri sürerek bu anı ertelerler, çocuk büyüdükçe de cesaretlerini kaybedip gerçeği söylemekten vazgeçerler. Uygun bir zaman beklemeye koyulurlar, zaman geçtikçe de zorlanırlar. Oysa ilkokul öncesinde gerçeği çocuğa söylemiş olsalardı, bu sorunu çok kolay bir şekilde halletmiş olacaklardı. Okul çağına kadar, gerçeği çocuklarından gizlemiş olan aileler, çocuklarını yaşıtları ile görüştürmezler, çocuklarının bahçeye ve sokağa çıkmasını yasaklayarak arkadaş edinmesine fırsat vermezler. Çocuklarını bu şekilde koruduklarını zannederek çocuğun sosyalleşmesini, çevre edinmesini ve insanlar arasında sağlıklı gelişmesini engellemiş olurlar.
Evlat edinilmiş olan çocuğa gerçeği söyleme işinde zamanlama çok önemlidir. Gerçeği söyleme işi, okulöncesi dönemde halledilmemiş ise, açıklama anının, çocuğun bir kriz dönemine rastlamamasına dikkat edilmelidir. Kriz dönemlerine örnek olarak, ilkokula başlamaya iki gün kala, buluğ çağının bunalımlı bir zamanı ya da yoğun bir stres anı sayılabilir. Ancak çok gecikmemeye de özen gösterilmelidir. Çocuğun, gerçeği, bir öğretmeninden, bir sınıf arkadaşından veya bir yabancıdan hiç beklemediği bir anda öğrenebileceği unutulmamalıdır. Araştırma bulguları, beklenmedik ifşaatların çocuğu yaraladığını, saldırgan yaptığını, okul başarısızlığına, uyum ve davranış bozukluklarıyla psikolojik sorunlara yol açtığını, çocuğun kendisini evlat edinmiş olan aileye duyduğu sevgi ve güveni yıprattığını ortaya koymaktadır.
Evlat edinilmiş çocuk, okul çağına geldiğinde, okul idaresi, öğretmen, – varsa – okulun rehberlik uzmanı durumdan haberdar edilmelidir. Çocuk bunu bilmeli, evlat edinilmiş olmanın ayıp olmadığını, utanılacak veya gizlenilecek bir durum olmadığının bilincinde olmalıdır. Durumunu arkadaşlarından veya çevresinden saklamak ihtiyacını duymamalıdır. Aksine, durumun bilincinde olduğunu, koşullarından memnun olduğunu, ailesi ile mutlu olduğunu rahatlıkla açığa vurabilmelidir.
Evlat edinilmiş çocuktan gerçeği gizlemek ne kadar sakıncalı ise, ona ayrıcalıklı muamele etmek de o kadar sakıncalıdır. Gerek anne-baba, gerekse diğer aile bireyleri çocuğa doğal bir şekilde davranmalı, çocuğa akranlarından farklı olduğu izlenimi vermemelidir. Bazı hallerde, evlat edindikten sonra, anne bir, hatta birkaç çocuk doğurabilir. Bu hallerde bütün çocuklara eşit muamele yapılmalı, çocuklar arasında ayırım yapılmamalıdır. Evlat edinilmiş çocuk, kardeşleri doğmadan önce görmeye alışık olduğu ilgi ve sevgiyi kaybetmemeli, istenmediği hissine kapılmamalıdır. Kendisinden sonra gelen kardeşlere de bu gerçek, uygun zamanda ve uygun biçimde anlatılmalıdır. Bütün çocuklar eşit oranda ilgi, sevgi ve şefkat görerek yetiştirilmelidir.
Evlat edinilen çocuk, sevgi ve ilgi gördüğünde, sağlıklı ve dengeli bir ailede büyüyüp geliştiğinde, mutlu ve verimli olur. Çocuk ve aile tarafından, çevreye uyum konusunda yaşanan sorunlar, zamanla çözümlenir ve unutulur. Evlat edinme olgusu sayesinde, terkedilmiş bir çocuk sıcak bir yuva kazanmış olur, çocuksuz bir aile de çocuk sahibi olmanın mutluluğunu tatmış olur.
Prof. Dr. Norma Razon
Eğitim Danışmanı – Pedagog

Evlat Edinme
03/04/2013 10:23 0
Bihter Mutlu Gencer
Psikolog ve Özel Eğitim Uzmanı
Boşanma, ayrılık, ölüm, ameliyat, hastalık gibi hayat olayları doğaları gereği probleme neden olabilecek yaşam olaylarıdır. Bu nedenle hiç problemsiz atlatılacağını düşünmek mantıklı olmaz. Önemli olan çocuklar açısından doğru tutumlar izlendiğinde onların minimum –yani kaldırabilecekleri kadar- etkilenerek bu süreçlerden sağlıklı bir şekilde çıkmalarını sağlamaktır.
Evlat edinme de bu tip yaşam olaylarından biridir. Elbetteki zorluklar yaşanabilir, fakat uygun tutumlar izlendiği takdirde evlat edinme problem konusu olmaktan çıkar.
Evlat edinen anne babayı bu olayda en çok kaygılandıran konu evlat edindikleri çocuklarına bunu söylemelerinin gerekli olup olmadığı veya nasıl söylemeleri gerektiğidir.
Evlat edinen anne babanın refleks olarak ilk düşündüğü şey (genelde) evlat edinilen çocuğa bunu hiç söylememektir. Bu tutumun kaynağında çocuğu korumak adına üzülmesini engellemek isteği, çocuğu doğuran anne babanın konumu-durumu gibi pek çok şeyi çocuktan saklama arzusu yatıyor olabilir.
Durum ne kadar olumsuz olursa olsun evlat edinildiğini çocuğa söylememek, biz söylemezsek nasılsa öğrenemez gibi düşünmek son derece hatalı bir tutum olacaktır. Bu gerçek önünde sonunda ortaya çıkar. Çocuk bunu ailesinden başka bir kaynaktan öğrenirse o zamana dek ailesiyle oluşturduğu güven ilişkisi tamamen zedelenir. Ayrıca çocuk bu olayın saklanması dolayısıyla utanılacak bir şey olduğunu düşünür ve bu sefer öz güven problemleri baş gösterebilir. Yani anne babanın evlat edinmeye karşı bakış açısı nasıl olursa çocuk da bu olayı öyle algılar. Aile bu konuda gayet rahat, kaygısız, endişesiz ve doğal davranıp, baştan itibaren çocuğu durumdan haberdar edebilirlerse işler çok daha kolay olur.
Çocuk büyürken anne zaman zaman çocuğa sarıldığında “canım benim ben seni doğurmadım ama seni o kadar çok seviyorum ki…” veya “seni doğurmuş olsam herhalde bu kadar bana benzerdin…” şeklinde söylemlerle bu olayı herkes için doğal hale getirebilir. Çocuk 3 yaş civarına gelip biraz daha anlamaya başladığında anne babasına “seni doğurmadım dedin, ne demek istedin?” diye sorabilir. O zaman “biz seni evlat edindik güzel yavrum” şeklinde söylenebilir. “O ne demek” diye sorduğunda veya sormasa bile “sana açıklayayım” diyerek “Bazen evli kişiler çok istedikleri halde bebekleri olmayabilir. Bazı kişilerin de bebekleri olur ama ona bazı nedenlerden dolayı gerekli imkanları sağlayamayabilirler. O zaman bebeğin yer değiştirmesi durumu gerekir. Sence de bu, bebek açısından çok şanslı bir durum olmaz mı? İşte buna çocuğun evlat edinilmesi denir.” diyerek çocuğa açık ve net bir şekilde söylenir.
Çocuklar bu yaşlarda doğum ve bebeklik hikayelerini dinlemeye bayılırlar. Çocuk bunları sorduğunda çocuğun aileye katılışıyla ilgili olarak dolambaçsız ama mutluluk ve heyecan dolu bir şekilde bu hikaye anlatılabilir. “Babanla ben bir bebeğimiz olmayınca şuraya başvurduk. Sana kavuşacağımız gün bizi çağırdıklarında o kadar heyecanlandık ki… Sen o kadar bebek arasından öyle tatlı gülümsüyordun ki, senin bizim çocuğumuz olmanı çok istedik. Seni aldık eve getirdik, önceden hazırladığımız yatağına yatırdık…” gibi bir hikaye çocuğa seçilmişlik duygusunu da getirir. Seçilmişlik duygusu çocukların gururunu okşar. Evlat edinmeye ailenin bakış açısı bu şekilde doğal ve olumlu olunca olay problem olmaktan çıkar.
Çocuk ergenlik öncesi ve ergenlik sırasında kendini doğuran kişileri merak edebilir, hatta bulmak, tanışmak isteyebilir. Bu durumun doğal bir merak sonucu oluştuğunu kabul etmekte fayda vardır. Çocuk bu zamana kadar olduğu gibi elbetteki evlat edinen ebeveyni anne baba olarak bilir, yuvası yaşadığı evdir. Yine de merak duygusunu gidermek istemesi çok normaldir. Bu konuda yine dürüst olmak önemlidir. Doğuran anne baba hakkında bilgi yoksa bu söylenmeli, veya tanışıklık olmuşsa bu da söylenmelidir. Bu konuları konuşmaktan kaçınmak çocuğun merak duygusunu artırır ve bu konuya odaklanmasına neden olur. Çocuğun olumlu veya olumsuz duygularını ifade etmesine fırsat tanımak, kabul edici bir yaklaşım, her zamanki gibi koşulsuz sevginizin devam edeceğini çocuğa söylemek ve hissettirmek çocuğu rahatlatır.
Son olarak, evlat edinilen çocuğun doğurulmuş bir çocuktan hiçbir farkı yoktur. Olumlu veya olumsuz anlamda farklı olduğu mesajı hiçbir çocuğa iyi gelmez. Evlat edinilen çocuğa doğuştan şanssız gözüyle bakıp, ona iyi bir hayat sağlamak için normalin üstünde bir çaba, koruyucu yaklaşımlar, bütün çocuklar gibi evlat edinilmiş olanları da olumsuz etkiler.
Eğer doğumundan beri evlat edinildiği çocuğa söylenmemişse en kısa zamanda bu açıklamanın gerçekleştirilmesi gerekir. “Neden daha önce bana söylemediniz?” gibi sorulara anne babanın hazırlıklı olması ve kabul edici bir tavır sergilemesi faydalı olur. “Haklısın, galiba seni korumak istedik ama sanırım hatalı davrandık, baştan beri söylemeliydik” diyerek çocuğun aileye katılış hikayesi yine aynı samimiyet ve heyecanla anlatılabilir. Bu noktada çocuğun zedelenen güven duygusunu tekrar oluşturması için çocuğa zaman tanımak gerekir. Konu hakkında dürüst ve samimi tutumlar devam ettikçe çocuk ve aile için durum yavaş yavaş normalize olur.
Bihter Mutlu Gencer
Psikolog ve Özel Eğitim Uzmanı

http://aileportal.com/etiket/evlat-edinme

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir