KALBİMİZDE DÖLLENEN MUTLULUK III – Bir bebekle randevumuz var – Konuk Yazar AYISIGI

29 Thoughts
Share

Bizim birazdan bir bebekle randevumuz var. Yoldayız. Onu görmeye gidiyoruz. Kucağımıza alacağız, gözlerine bakacağız, koklayacağız. Eğer ‘tamam’ dersek bizim olacak. Alıp eve geleceğiz.1 yıl 6 ay 8 gün sonra.( Daha önceki beklediğimiz seneleri saymazsak)

Şu anda bu kelimeleri satırlara dökmek ne de kolaymış. Ama size, o gün üzerimizde yarattığı milyonlarca ton ağırlığını anlatamayacağım. Hayatımızın en ağır, en zor günü. Kalbimde yarattığı sancıyı ifade edemeyeceğim. Biz bir seçim yapacağız. Bir bebeği isteyip istememeye karar vereceğiz. Yok gerçekten anlatamayacağım. Böyle zor bir an, karar olamaz. Oysa işin tuhafı,  Cuma günü telefon geldiğinde anlamsız bir rahatlık vardı üzerimde. Sevinç, heyecan. Ben Pazartesi günü bir bebekle bu eve döneceğimizi biliyordum. Daha önce hiiiiiiiç hissetmediğim bir şekilde bunu içimde duyumsamama rağmen ölebilirdim heyecandan… Zaten o günün sonu da pek iyi olmadı. Yatağa düştüm desem yeridir. Burada tabi kendi duygularımı paylaşıyorum. Bir de eşime sormak lazım. Continue reading »

Share

KALBİMİZDE DÖLLENEN MUTLULUK II-Karar verme sürecimiz – Konuk Yazar AYISIGI

6 Thoughts
Share

KALBİMİZDE DÖLLENEN MUTLULUK II

KARAR VERME SÜRECİMİZ

Ben çocukları hep çok sevdim. Küçüklüğümden bu yana. Evlendiğimiz zaman aradan 1 yıl geçince çocuk sahibi olmaya karar verdik. Erken yaşta yapılan bir evlilik de değildi. Bir an önce Anne olmak istedim eşimde Baba… Toplumumuzda belli bir yaş gelince evlenilir, bir süre sonra çocuk yapılır, sonra ikinci, üçüncü çocuk yapılır. Öyle olması gerektiği içindir birçok kişi için.

Birçok kişi Anne-Baba olup olmak istediklerini çok düşünmezler bile… Ben hep Anne olmak istedim. Bir çocuğun annesi olmak. Onu sevmek istedim, öpmek, koklamak… Onu bildiklerim doğrultusunda iyi ve mutlu bir insan olarak yetiştirmek istedim. Öğrendiklerimi onunla paylaşmak, hayatı doyasıya yaşayan ve yapmak istedikleri doğrultusunda yüreklendirmek istedim.
Ve içgüdüsel olarak sevginin bu boyutunu da yaşamak istedim. Bana sarılsın, anneciğim desin… bir çocuk sevsin, öpsün beni… bu kadar işte… sadece bu… Continue reading »

Share

Poni’den mektubumuz var !

Leave a comment
Share

Merhaba, 

Bir takipçimiz blogda yazdığım bir cümleden etkilenerek benim de diyeceklerim var demiş. Çok sevindim. Kendisi ile zaten zaman zaman yazışıyorduk. Hikayesini bizimle paylaştığı için çok teşekkür ederim.

Her zamanki gibi hiç değiştirmeden tamamen kendi cümleleriyle…

İyi okumalar 🙂 Continue reading »

Share

Her geçen gün bambaşka güzel !

10 Thoughts
Share

Merhaba,

Hepimiz günlük telaşların içinde bizi mutlu edebilecek pek çok anı göremiyoruz, fark edemiyoruz ya da yeteri kadar önem veremiyoruz. Hayat böyle böyle akıp gidiyor. Hepimiz bu akışın içinde mutlu olmayı bekliyoruz. Oysa hayat çok basit ! Sadece içinde yaşadığımız anı kaçırmayalım yeter. Gün içinde bizi mutlu eden öyle çok şey oluyor ki ! Continue reading »

Share

Bebeğinizle o müthiş bağın kurulması

Leave a comment
Share

Eveeeet,  ilk günden beri en çok yazmak istediğim ama bir türlü oturup yazamadığım konudur bu.

Bu hafta sonu kızımın kreşten bir arkadaşının annesinin evinde toplandık diğer annelerle birlikte. Bir nevi tanışıp kaynaşma toplantısı gibiydi. Hepsi çok güzel insanlar, sevgili kızım sayesinde her geçen gün hayatım daha bir zenginleşiyor 🙂

Neyse fazla dağıtmayayım konuyu. İşte o gün  malum,  kadınların olmazsa olmazı doğum hikayeleri konuşuldu bol bol (hani erkeklerin asker anıları gibi 🙂 ) Öyle bir hikaye dinledim ki, hafta sonundan beri kafamın içinde dönüp duruyor ve  artık yazmadan duramıyorum. Vesile oldu iyice şekillendi anlatacaklarım.

Efendim hikaye kabaca şöyle;

(Hatam varsa şimdiden kendisinden özür dilerim. Bir yandan Yonca’nın annneeeeeeeee’leri arasında duyduklarımı aktarıyorum. Sonuçta detaylar önemli değil, asıl olay mantığında)

Adı büyük kendi büyük bir özel hastanede gerçekleşiyor doğum. Annemiz doğumdan hemen sonra ateşleniyor ve daha emziremeden göğüslerinde sıkıntılar başlıyor. İşte sonunda emziremiyor. Asıl olay bundan sonra başlıyor. O büyük hastanenin küçük beyinli doktoru ve hemşiresi başlıyorlar annemizin başını yemeye !! Annemiz emzirmekte büyük sıkıntı yaşadığı, acı çektiği ve bebek ememediği için sütünü sağıp vermek istiyor. Çocuk doktoru şiddetle karşı çıkıyor. Hemşire hamın da sıkı bir şekilde takipte ve şu yorum yapılıyor:

“Emzirmezsen çocuğun sana anne demeyecek.”

Bir kaç gün bu şekilde anne ve bebek eziyet çektikten sonra, annemiz isyan bayrağını çekip sağıyor sütünü ve bebeğinin karnını doyuruyor.

Duyduğumda tüylerim diken diken oldu.

Yonca’yı aldık eve getirdik, çok mutluyuz. Heyecandan ayaklarım yere basmıyor. Saatler nasıl geçiyor anlamıyorum. Bırak yemek yemeyi, su içmeyi bile unutuyorum. Sanki ilk defa oyuncak sahibi olmuş çocuk gibiydim.  O kadar yani 🙂

Ama sadece 2 haftam var. Malum, çalışan evlat edinen annelerin yasal izin hakları yok. Allahtan senelik iznim var. Ama sonuçta 2 haftam var. Sonra işe gideceğim ve kızımı bir bakıcının ellerine teslim edeceğim. Beni aldı mı bir korku !! Ya beni Anne olarak benimsemezse, ya ben de onun için herkes gibi olursam, ya bakıcı ile daha çok vakit geçireceği için onu Anne zannederse, her yerde bas bas bağırıyorlar emzirmek anne ile bebek arasındaki bağı kuvvetlendirir diye, bak işte ben emziremiyorum zaten, beni benimsemeyecek işte,(Detayı nasıl da atlamışım. Sadece kuvvetlendirir demiş, bağı o kurar dememiş ki!)  offffffffff 🙁

Uykularım kaçtı ! Aldımı beni bir telaş, ne yapayım, madem emziremiyorum o zaman 2 hafta bir fiil, her dakika beni görsün ki anlasın ben annesiyim dedim. Uyurken bile kucağımdan indirmedim ki kokuma alışsın, sürekli kulağına fısıldadım, ninniler söyledim, konuştum ki sesimi tanısın 🙂 Nasıl histerik bir manyak oldum anlatamam. Öyle ki, Yoncayı kucağımdan almak isteyenler sanki bana küfür ediyordu. Kayınvalidemi küstürdüm mesala bu yüzden. Neler neler… Bir hafta böyle geçti.

Şimdi geriye dönüp bakınca komik tabi ama o sıralar öyle hissediyordum işte. Tecrübeli anneler bana bir tek şey söyledi.

” Kızını beslerken gözlerinin içine bak”

Öyle yaptım. Kızımı sıkı sıkı kucakladım ve gözlerinin içine baka baka içirdim biberonunudaki mamayı. (Öyle bakıcısı yada diğerleri gibi yalandan değil, gerçekten kucakladım diğer tüm anneler gibi. Çünkü işin doğası bu:) )  Aynı zamanda onunla konuştum, sevdim, okşadım. Elini tuttum mesela o emerken 🙂  Ağladığında kucağıma alıp güvende olduğunu fısıldadım hep ona. Onu asla bırakmayacağımı, onu çok sevdiğimi anlattım. Kızıma onun ne kadar özel ve değerli olduğunu anlattım. Hem ona hem bana çok iyi geldi doğrusu 🙂 Velhasıl o iki haftayı dolu dolu yaşadım  ve  histerim de yavaş yavaş yok oldu.

Sonuçta işe başladım ve ne oldu biliyor musunuz. Kızım beni bakıcıdan ayırdı ve farklı davrandı. Uykudan ağlayarak uyandığında bırakın bakıcısını (ki gün içinde benden daha çok vakit geçiriyorlardı) babası bile susturamadı. Sadece benim kucağıma gelince sakinleşiyordu. Daha birinci haftanın sonunda başkasının kucağındayken gözleriyle beni arıyordu.

Anne sütü tabi ki bir bebek için tartışmasız en değerli ve yeri doldurulamaz besin kaynağıdır. Bunu tartışmıyorum.

Ama efendim emzirmezsen bebeğin sana Anne demeyecek mantığını kabul etmiyorum.

Evlat edinen annelerin en büyük takıntısı ve korkusu budur sanırım.

Ama merak etmeyin konuştuğum bütün arkadaşlarım doğumdan sonra benzer ya da farklı bir çok korku yaşadıklarını söylediler. 🙂 Yani sanırım bu korkular da Anne olmanın doğasında var 🙂

Sonuçta anne ve bebek arasındaki bağ emzirmekle ilgili değil korkmayın. Kızım 7,5 aylıkkken Anne dedi ve hala sadece Anne diyor. Kızımın arkadaşı da Annesine Anne diyor 🙂 (Zaten başka ne diyecekti ki! )

Evlat edinme sürecine girmiş Anne adayları, diyeceğim şudur:

Anne ve bebek arasındaki bağ sandığımız gibi doğurmak ve emzirmek gibi biyolojik bir takım durumlara bağlı değil. Bir bebeğin sizi Anne olarak kabul etmesi ve bu bağın kurulması  sadece bir tek şekilde mümkün oluyor: SEVGİ VE EMEK

Sizin de bu ikisini fazlasıyla vereceğinizi çok iyi biliyorum.

Sevgiler…

 

Share